
Torbeş Bilmecesi
Torbeş nedir? Torbeş kelimesi şüpheye yer bırakmayacak biçimde belirli bir etnik grubu ifade etmek için kullanılır. Söz konusu grup, Balkan coğrafyasında ve ağırlıklı olarak da Makedonya’da yaşar. Dil, din ya da milliyet başlıklarından herhangi birinde Anadolu coğrafyası ile yakın ilişkilere sahip olan bu topluluk, düşük ve dağınık nüfus yapısı sebebiyle bölgedeki diğer etnik gruplara nazaran epeyce gölgede kalmış vaziyettedir. Makedonya’nın Tetovo şehrine bağlı bulunan Urviç de bir Torbeş köyü olarak geçer ki konunun ehemmiyeti şahsım adına tam da Urviç’in dedemin köyü olmasında yatar.

Tetovo'da dedemin eski evi...
Öncelikle bu grubu meydana getiren insanların kimler olduklarına dair yürütülen teorilere bakalım. Bir kısım, Torbeşleri Müslüman Makedonlar olarak değerlendirir. Bu görüşe göre Torbeşler Makedon milliyetinden olup, vatandaşlarının kalanından din noktasında ayrılır. Yani, Makedonların ekserisi Hıristiyan inancına mensupken Torbeşler İslam’ı seçerek ayrı bir gruba dönüşmüşlerdir. Bu örnek Boşnak-Sırp ilişkisini de anımsatması bakımından akla yatkındır. Zira esasında Boşnaklar ve Sırplar aynı ırka mensup topluluklar olsalar da din noktasında ayrışarak iki farklı millete dönüşmüşlerdir.
Diğer bir inanış ise Torbeş kelimesinin kökeninin “Türkbaş” olduğu üzerinedir. Adından da anlaşılacağı üzere bu teoride Torbeşler halis muhlis Türk kabul edilir. Osmanlı zamanında buraya iskan edilen Türk kökenli aileler yeni yurtlarına kök salarak nispeten özerk bir hüviyete bürünmüşlerdir. Nihayetinde, Türk kökenli olsalar da zamanla Makedonlaşmış ve Türk asıllı Torbeş topluluğunu oluşturmuşlardır. Eğer böyleyse Torbeşleri, Bulgaristan’daki Pomaklar ile paralel bir konumda değerlendirebiliriz.
Halk inanışları ve rivayetleri bir kenara bırakıp daha ciddi kaynaklara dönelim diyeceğim fakat ne yazık ki Torbeşler akademik alanda da geri planda kalmış bir güruh. Konuyla doğrudan ilgili kaynak sayısı gerek Türkçe gerek İngilizce dilinde neredeyse yok denecek kadar kısıtlı. Yine de baskın görüş Torbeşlerin Müslüman Makedonlar olduğu yönünde. Doğal olarak da anadilleri Makedonca ve Anadolu coğrafyasıyla yalnızca dini bakımdan ortaklık kurmaktalar. Öte yandan bu görüş, Torbeş halkını Türklükten tamamen soyutlaması bakımından pek hoşumuza gitmez. Ancak bu noktada atlanmaması gereken bir hatırlatma yapmak gerekir. Yüzyıllar boyunca Türk ve Müslüman kelimeleri Avrupa kıtası için aynı şeyi ifade etmekteydi. Buna sebep olan şey de Osmanlı’nın bir Türk devleti olduğu gibi hem kendi çekirdeğinin hem de hakimiyet alanının Müslümanlardan oluşması ve dahası Avrupa dünyası karşısında İslam’ı temsil eden neredeyse yegane devlet olmasıydı. Bu bakımdan coğrafi şartları da göz önüne alacak olursak Avrupa’nın gözünde, Balkan sınırları içerisinde yer alan bir topluluğun Müslüman olmasıyla Türk olmasının aynı manayı taşıdığını varsayabiliriz. Yani Torbeşleri Müslüman olarak yaftalayan batılı kaynakların Müslüman ifadesinden kastının ne olduğundan emin olmak pek de kolay değil. Müslüman Makedon ifadesi çok rahat bir şekilde Türk anlamı da taşıyor olabilir.

Bizimkilerin köyü Urviç. Görsel, detaylar barındırmakta...
Torbeş topluluğunu batı dünyasına bağlamak isteyen araştırmacılar din unsurunu kenara itip dil ve milliyet üzerinde durmaktadır. Onlara göre bu insanlar Makedon vatandaşıdır, Makedonca konuşmaktadır ve Makedon kültürüne sahiptir. Laik Avrupa düzeninde din belirleyici bir faktör olmadığından ötürü Torbeşler rahatlıkla Avrupa medeniyetinin bir parçasına dönüştürülebilmektedir. Buna karşın Türk araştırmacıların başını çektiği karşıt bir grup ise din yolunu takip eder. Bu sayede Torbeş halkı doğu ile rahatlıkla entegre edilebilmektedir. Az önce değindiğim Türklük/Müslümanlık karmaşası da bu grubun kullandığı en güçlü argümanlardan birisidir.
İki taraf arasındaki bu çatışma temelde kültürün ne üzerinden aktarıldığı sorusu ile özetlenebilir. Bir taraf bu süreçte dini, diğer taraf ise dil ve milliyeti öne çıkarır. Haliyle bu karşıtlık, konu özelinde doğal olarak kendini göstermekte ve kabul etmeliyiz ki tarafların çıkarlarına göre şekillenmekte. Eğer ki durum tam tersi olsaydı iki kutbun da tam tersi fikirleri savunacağından hiçbirimizin şüphesi yoktur.
İşin bir de pratik boyutu var tabi. Bu noktada karşımıza yeni bir kavram çıkıyor. O da, hazır olun, Goralı! Şaka yapmıyorum. Bu, Makedonya ile Kosova sınırı boyunca dağlık bölgenin yükseklerinde yaşayan insanlar için kullanılan bir isimlendirme. Yani herhangi bir ırk yahut din göndermesi barındırmıyor. Sadece, bölgenin yükseklerinde yaşayan insanları işaret ediyor. Aslında şaşılacak bir şey yok zira “gora” kelimesi çoğu Balkan dilinde dağ anlamına geliyor. Bakınız Crna Gora, yani Karadağ. Bilenler vardır, Fındıkzade’de Goralı isminde oldukça eski bir dükkan bulunur. Sanıyorum onlarla da uzaktan bir hısımlığımız mevcut. Bu dükkanın kendi icadı olan bir sandviç türü de vardır ki o sandviçin ismi de goralı diye geçer. Cem Yılmaz buradan mı esinlendi, gora kelimesini buradan mı buldu pek sanmıyorum ama filmin sonuna doğru Engin Günaydın’ın telefondan verdiği goralı siparişi en azından meseleye aşina olduğunu düşündürüyor. Tabi bu biraz işin latifesi. Çünkü bu kelime, vurguladığım gibi sadece coğrafi bir mana taşımakta. Balkanların çorbaya dönmüş, ucu bucağı olmayan etnik durumunu aktarmak adına değinmek istedim sadece.

Doğal Torbeş yaşam alanını oluşturan Makedonya - Kosova sınırı...
Bugünkü vaziyete baktığımızda Torbeş yerleşiminin merkezi konumunda bulunan Makedonya ile beraber Türkiye’de de ciddi bir nüfus göze çarpmaktadır. Ayrıca başta Almanya, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin de sınırlı sayıda Torbeş göçmene ev sahipliği yapmakta olduğu görülmektedir. Bu göçmen kitlesi ekonomik kaygılardan ötürü yer değiştirmiş olup gittikleri ülkelerde ağırlıklı olarak tatlı-pasta işleriyle meşgul olur. Ülkemizde de aynı durum geçerlidir. Özellikle İstanbul’un bazı semtleri Torbeş göçmenleri bakımından zengindir ve neredeyse her köşe başında bu insanlar tarafından işletilen tatlıcı dükkânları bulunmaktadır.
Yeri gelmişken bir başka ekleme daha yapayım. Benim baba tarafı yetmiş küsur yıl evvel Makedonya’dan Türkiye’ye göçerken aslında halleri vakitleri gayet yerindeymiş. Türkiye’ye gelmeleri için mücbir bir sebepleri yokmuş fakat babamın babaannesinin son arzusu kendi vatanında ölmek olmuş. Hal böyle olunca aile toparlanıp ana vatan yollarına revan olmuş. Hatta o dönem pek çok Avrupa ülkesi ile beraber A.B.D. de bölgeden gelen göçmenleri sorgusuz sualsiz kabul etmekteymiş. Yine de büyük babaannenin vatan aşkı bizimkileri Türkiye’ye getirmiş. İşler biraz farklı ilerlese belki de bu satırları Amerikalı Jonathan ya da Alexander olarak yazıyor olacaktım…

Bana bi limon, iki de goralı...
Torbeşlerin kendilerini ne şekilde tanımladıkları hususuna gelelim son olarak. Ne de olsa belirleyici faktör insanların kendi söylemleridir. Torbeşler’de hakim olan görüş kendilerini Müslüman olarak öne çıkartmaktan yana. Sonuçta bu insanlar yüzlerce yıl Osmanlı egemenliği altında huzurla yaşamış ve Osmanlı’nın ardından dinmeyen bir kaosun ortasında kalmış. Bu bakımdan, geçmişten taşıdıkları kültür ile birlikte kendilerini Osmanlı mirasına yakın görmeleri anlaşılabilir. Bununla beraber, yüksek ihtimalle Türk olmadıkları için söz konusu mirasla din ortaklığı paydasında buluşmayı istemeleri de en akla yatkın çözüm gibi durmakta. Velhasıl kelam, Balkanlar’da pek çok şey gibi bu meselenin de net bir cevabı yok!